29 Kasım 2015 Pazar

Şumnulu Medresetün-Nüvvab Mezunu Mustafa Çakır Efendi ile Tanışma

1930 doğumlu Mustafa Çakır Efendi eski Medresetün-Nüvvab'ın son mezunlarından...
Şumnu'ya yaptığımız 14-15 Kasım 2015 seyahati esnasında kendisini öğrencisi Ahmed Hasan Bahadır Hoca vasıtasıyla tanıma şerefine nail olduk. Sohbet ettik, röportaj yaptık. Onun da hocası ve müdürü olan Ahmed Davudoğlu Hocaefendi'nin köyünde Cuma imamlığı yaptığını öğrenince köye bir ziyaret gerçekleştirdik. 85 yaşında bu hizmeti sırf hocasının hatırı için yaptığını söylemesi bizleri duygulandırdı.
"Eski toprak" insanlarımızdan olan Mustafa Çakır Efendi Nüvvabı bitirdikten sonra Öğretmen Enstitüsünü de bitirmiş ve 33 yıl öğretmenlik ve müdürlük yapmıştır. 1990 yılında Nüvvab tekrar açıldığında burada müdürlük yapmış; Tombul camiinde imamlık ve Şumnu müftülüğü de yapmıştır. Evi Şumnu Kılak Camii'ne yakın olması hasebiyle beş vakit bu camiinin cemaatindendir.

Mustafa Çakır Efendi ile sohbetimiz esnasında bizlere çok değerli bilgiler ve nasihatler verdi. Ben bunların bazılarını not edebildim:
"Gittiğin yerde ağzını kapatacaksın, gözünü açacaksın."
"Türk'ün önünde çingene imam olmaz. Çünkü temiz gezmez."
"Şumnu'da ben 18 camide namaz kıldım. Şimdi 3 cami var. 15 tanesini yıktılar. Hatta bir caminin minaresini traktör çekip yıkamadı tank getirip çektiler ve öyle yıktılar."
"Ne zamanki sizin çanlar duracak ancak o zaman bizim ezanlar susacak." (Sabah ezanının dışarıya verilmesini istemeyen Bulgar görevliye verilen cevap)
Arapça harflerin doğru çıkarılması lazım geldiği hakkkında konuşurken: - Çocuğum sen خ  ح هyi çıkaramıyorsan niye önümde imamlık yapıyorsun.
70 yaşında iken Mustafa Hoca talebelere bir önceki derste Dört büyük meleği anlatmıştır. Bir sonraki derste bir öğrenciyi ayağa kaldırır:
- Oğlum say bakalım dört büyük meleği? Ailede olsun, çevrede olsun adı sıkça zikredildiği için öğrencinin aklına ilk Azrail gelir ve:
- Azrail, diye saymaya başlar... Hoca:
- Dur be onu en sona bırak, der.

Ahmed Davudoğlu Hocaefendi'nin köyü Kalaycı'da cami odasında kahve içip bol bol sohbet ettik, ancak bu sohbet esnasında bazı insanları da çekiştirdik. Öğle namazı vakti yaklaşınca Mustafa Çakır Efendi "Çok konuştuk, tevbe-i istigfar etmeden camiye girmek yok" dedi ve Tevbe-i İstigfar Duasını okumaya başladı.
Bu sohbet esnasında cemaatin dile getirdiği konular şunlardı: 
- Vakıf mallarının gelirinin %70'inin Başmüftülüğe gitmesinden büyük rahatsızlık var. Bu konuda başka yerlerden de daha önce serzenişler duymuş idik. (Bilgi notu: daha önceki yıllarda vakıf gelirlerinin büyük payı ait olduğu köye veya kasabaya kalıyordu. Son yıllarda %70'i Merkez'e %25'i köye/kasabaya ve %5'i de Bölge müftülüğüne paylaştırılıyor.)

- Başmüftü'nün bir Türk olması gerektiği dile getirildi. (Sofya'daki Başmüftülük ile halk arasında müthiş bir iletişimsizlik olduğunu müşahede ettik. Ayrıca bizden yaşça büyük olan cemaate Başmüftü olmak için etnisitenin değil, ehliyetin önemli olduğunu uygun bir lisanla ifade ettik.)
- Köy cemaati "Herkes Davudoğlu Hoca'nın köyünü, evini görmeye geliyor ama biz utanıyoruz onları burada misafir ederken. Cami bahçesindeki ilkokul yıkık vaziyette, minare derme çatma birşey... Biz merhum Ahmed Davudoğlu Hoca'nın talebelerinden bu camiye güzel bir minare, ilkokulun tamirini ve hocanın evinin müzeye çevrilmesini talep ediyoruz."
Kısa seyahatimizde bize birçok güzellikler yaşatan Rabbimize hamdü sena ederiz. 

Basri Zilabid 




2 yorum:

Unknown dedi ki...

Ne güzel dolasmissiniz... O toprakları hiç gitmediğim halde hep çok özlerim.

celalettin aldemir dedi ki...

Ne güzel dolasmissiniz... O toprakları hiç gitmediğim halde hep çok özlerim.