Vera Mutafçieva’nın Romanlarında Türk Kökenli Kelimeler
(Dil, Hafıza ve Tarihsel Gerçeklik Üzerine Analitik Bir İnceleme)
GİRİŞ
Bulgar edebiyatında Osmanlı dönemi genellikle siyasal baskı, kültürel kopuş ve ulusal travma kavramları etrafında ele alınmıştır. Bu anlatı geleneği içinde dil çoğu zaman ikincil bir unsur olarak kalmış, Osmanlı dönemine ait kelime hazinesi ya bilinçli biçimde ayıklanmış ya da nötrleştirilmiştir. Vera Mutafçieva’nın tarihsel romanları ise bu eğilimin istisnai bir örneğini teşkil eder. Mutafçieva, Osmanlı dönemini anlatırken Türk kökenli kelimeleri yalnızca tarihsel dekor unsuru olarak değil, toplumsal hafızayı ve gündelik hayatı taşıyan asli anlatı araçları olarak kullanır.
Bu çalışma, Letopis na smutnoto vreme (Puslu
Zamanlar Kroniği) başta olmak üzere Mutafçieva’nın romanlarında yer
alan Türk kökenli kelimeleri dilsel, toplumsal ve tarihsel bağlamlarıyla ele
almayı amaçlamaktadır.
DİLİN TARİHSEL TANIKLIĞI OLARAK TÜRKÇE UNSURLAR
Puslu Zamanlar Kroniği romanında
cami, çarşı, kahvehane, paşa, kadı, yeniçeri, sipahi, ferman gibi Türk kökenli
kelimeler, Bulgarcaya geçmiş basit alıntılar olmanın ötesinde, Osmanlı idari ve
toplumsal düzeninin gündelik dildeki izlerini temsil eder. Yazar bu kelimeleri
Bulgarca karşılıklarıyla ikame etmeyi tercih etmez; aksine Türkçe biçimleriyle
koruyarak Osmanlı varlığının Balkanlar’da yalnızca siyasal bir egemenlik değil,
dilsel ve kültürel bir gerçeklik olduğunu ima eder.
TOPLUMSAL HAYATIN DİLİ: ÇARŞI, ESNAF VE GÜNDELİK YAŞAM
Roman boyunca bakırcı, terzi, kalfa, çırak, kasap, bostancı, esnaf
gibi kelimeler Osmanlı şehir hayatının ekonomik ve sosyal örgütlenmesini
görünür kılar. Bu kelime alanı, Osmanlı’yı yalnızca askerî ve yönetsel bir yapı
olarak değil; çalışan, üreten ve geçinen bir toplum düzeni olarak sunar. Tarih,
saraydan çok çarşıda ve gündelik ilişkiler içinde şekillenir.
İKTİDAR, OTORİTE VE DİL
Paşa, padişah, vezir, subaşı, serasker gibi kelimeler Osmanlı
iktidar yapısını temsil ederken; angarya, hapis, cellat, zulüm, viranlık gibi
kelimeler iktidarın baskı üretebilen yönlerini ortaya koyar. Ancak bu
kelimelerin sınırlı ve bağlama bağlı kullanımı, baskının sürekli değil,
tarihsel koşullara bağlı bir olgu olarak sunulduğunu göstermektedir.
İNANÇ, TASAVVUF VE SEMBOLİK DİL
Derviş, molla, imam, hacı, Ramazan, şadırvan gibi kelimeler Osmanlı
toplumunun dinî ve tasavvufî boyutunu yansıtır. Bu kelimeler aracılığıyla
İslam, yalnızca resmî bir kurum değil; gündelik hayatın ve halk inancının
ayrılmaz bir parçası olarak temsil edilir.
SONUÇ: DİL ÜZERİNDEN OSMANLI ALGISI
Puslu Zamanlar Kroniği’nde satır
satır okuma yöntemiyle tespit edilen Türk kökenli kelimeler, Osmanlı varlığının
Bulgar edebiyatında nasıl kurgulandığını göstermektedir. Bu söz varlığı,
Osmanlı’nın yalnızca askerî ve idarî bir güç değil, gündelik hayatın ve
toplumsal ilişkilerin ayrılmaz bir parçası olarak sunulduğunu ortaya
koymaktadır.
Mutafçieva’nın roman dili, Osmanlı mirasını ne romantize eder ne de
bütünüyle mahkûm eder. Dil üzerinden kurulan bu anlatı, Balkan tarihinin daha
analitik, çok katmanlı ve soğukkanlı biçimde okunabileceğini göstermektedir.