5 Ocak 2026 Pazartesi

Vera Mutafçieva’nın Romanlarında Türk Kökenli Kelimeler

 Vera Mutafçieva’nın Romanlarında Türk Kökenli Kelimeler

(Dil, Hafıza ve Tarihsel Gerçeklik Üzerine Analitik Bir İnceleme)


GİRİŞ

Bulgar edebiyatında Osmanlı dönemi genellikle siyasal baskı, kültürel kopuş ve ulusal travma kavramları etrafında ele alınmıştır. Bu anlatı geleneği içinde dil çoğu zaman ikincil bir unsur olarak kalmış, Osmanlı dönemine ait kelime hazinesi ya bilinçli biçimde ayıklanmış ya da nötrleştirilmiştir. Vera Mutafçieva’nın tarihsel romanları ise bu eğilimin istisnai bir örneğini teşkil eder. Mutafçieva, Osmanlı dönemini anlatırken Türk kökenli kelimeleri yalnızca tarihsel dekor unsuru olarak değil, toplumsal hafızayı ve gündelik hayatı taşıyan asli anlatı araçları olarak kullanır.


Bu çalışma, Letopis na smutnoto vreme (Puslu Zamanlar Kroniği) başta olmak üzere Mutafçieva’nın romanlarında yer alan Türk kökenli kelimeleri dilsel, toplumsal ve tarihsel bağlamlarıyla ele almayı amaçlamaktadır.

DİLİN TARİHSEL TANIKLIĞI OLARAK TÜRKÇE UNSURLAR

Puslu Zamanlar Kroniği romanında cami, çarşı, kahvehane, paşa, kadı, yeniçeri, sipahi, ferman gibi Türk kökenli kelimeler, Bulgarcaya geçmiş basit alıntılar olmanın ötesinde, Osmanlı idari ve toplumsal düzeninin gündelik dildeki izlerini temsil eder. Yazar bu kelimeleri Bulgarca karşılıklarıyla ikame etmeyi tercih etmez; aksine Türkçe biçimleriyle koruyarak Osmanlı varlığının Balkanlar’da yalnızca siyasal bir egemenlik değil, dilsel ve kültürel bir gerçeklik olduğunu ima eder.

TOPLUMSAL HAYATIN DİLİ: ÇARŞI, ESNAF VE GÜNDELİK YAŞAM

Roman boyunca bakırcı, terzi, kalfa, çırak, kasap, bostancı, esnaf gibi kelimeler Osmanlı şehir hayatının ekonomik ve sosyal örgütlenmesini görünür kılar. Bu kelime alanı, Osmanlı’yı yalnızca askerî ve yönetsel bir yapı olarak değil; çalışan, üreten ve geçinen bir toplum düzeni olarak sunar. Tarih, saraydan çok çarşıda ve gündelik ilişkiler içinde şekillenir.

İKTİDAR, OTORİTE VE DİL

Paşa, padişah, vezir, subaşı, serasker gibi kelimeler Osmanlı iktidar yapısını temsil ederken; angarya, hapis, cellat, zulüm, viranlık gibi kelimeler iktidarın baskı üretebilen yönlerini ortaya koyar. Ancak bu kelimelerin sınırlı ve bağlama bağlı kullanımı, baskının sürekli değil, tarihsel koşullara bağlı bir olgu olarak sunulduğunu göstermektedir.

İNANÇ, TASAVVUF VE SEMBOLİK DİL

Derviş, molla, imam, hacı, Ramazan, şadırvan gibi kelimeler Osmanlı toplumunun dinî ve tasavvufî boyutunu yansıtır. Bu kelimeler aracılığıyla İslam, yalnızca resmî bir kurum değil; gündelik hayatın ve halk inancının ayrılmaz bir parçası olarak temsil edilir.

SONUÇ: DİL ÜZERİNDEN OSMANLI ALGISI

Puslu Zamanlar Kroniği’nde satır satır okuma yöntemiyle tespit edilen Türk kökenli kelimeler, Osmanlı varlığının Bulgar edebiyatında nasıl kurgulandığını göstermektedir. Bu söz varlığı, Osmanlı’nın yalnızca askerî ve idarî bir güç değil, gündelik hayatın ve toplumsal ilişkilerin ayrılmaz bir parçası olarak sunulduğunu ortaya koymaktadır.

Mutafçieva’nın roman dili, Osmanlı mirasını ne romantize eder ne de bütünüyle mahkûm eder. Dil üzerinden kurulan bu anlatı, Balkan tarihinin daha analitik, çok katmanlı ve soğukkanlı biçimde okunabileceğini göstermektedir.



Hiç yorum yok: