24 Şubat 2024 Cumartesi

Rusya Milli Kütüphanesi, St. Petersburg’da bulunan Vidin'den Götürülmüş Kitabeler

 

Rusya Milli Kütüphanesi, St. Petersburg’da bulunan

Vidin ve diğer kalelerdeki Türkçe Tarih Kitabeleri

Olga Vasileva

Rusya Ulusal Kütüphanesi/St. Petersburg-Rusya

заведующая сектором восточных фондов ОР РНБ Ольга Валентиновна Васильева

Özet

1878 Berlin Antlaşması uyarınca Bulgaristan'daki tüm Türk kalelerinin yerle bir edilmesi gerekiyordu. Aynı zamanda tarih yazıtlı kitabeler de korunarak St. Petersburg'a nakledildi. Kitabeler Prof. Vasiliy Smirnov tarafından incelenmiş ve daha sonra çoğu farklı askeri birliklere “hediye edilmiştir”. Ancak 1882'den beri İmparatorluk Halk Kütüphanesi'nin (bugünkü Rusya Milli Kütüphanesi) girişini sekiz taş süslüyor.

Bunlardan dördü Bulgaristan'ın Kuzeybatısındaki Vidin kasabasından geliyor; bir taş muhtemelen Shumla'dan (Shumen) alınmış, diğerlerinin menşei ise belirsiz. En eski yazıt Hicri 1134 / Miladi 1721–1722'ye tarihlenirken, sonuncusu ise Hicri 1254 / Miladi 1838–1839 yılını taşıyor. Altı tarih yazıtı binaların veya kapıların inşası veya onarımına adanmıştır. İnşaattan sorumlu kişilerin isimleri sıklıkla zikredilmektedir.

Nitekim 1134 / 1721-1722 tarihli kitabede binaların sorumlusu Süleyman Paşa ile inşaatı yapan Hezarfen Mustafa'nın isimleri görülmektedir.

1147/1734-1735 yıllarında Vidin'in İstanbul ve Florentin kapılarını yenileyen Ahmed Paşa ve mimar Mustafa-Kulu'nun isimleri iki kitabede geçmektedir.

Vidin kalesinin komutanı Hafız Ali Paşa da bu listeye dahildir.

Aynı İstanbul kapısının 1814 yılında yeniden inşasına başlanması münasebetiyle yapılan kitabede, çoğu yerde Sultan II. Mahmud'un (1808-1839) adı da geçmektedir. 1250 / 1834-1835 tarihli oval taş üzerinde tuğrası yer almaktadır. Tarih yazıtları, Eski Türkçe (Osmanlı) dilinde, Arapça ve Farsça alıntı kelimelerle dolu ayetler içermektedir.

Ayrıca cümlelerdeki kelimelerin normal Türkçe sırası genellikle ters çevrilmeyle bozulur. Bazen Arap harflerinin altına veya üstüne aksanlı noktalar oyulmazdı ve bu, özellikle harflerin olay yılına eşit olacak belirli sayısal değerlerinin (ebced) toplamına ulaşmak için yapılırdı. Bütün bunlar, kullanılan epigrafik yazıların türü ve yoğunluğuyla birleştiğinde tarih yazıtlarının okunmasını ve yorumlanmasını kolay bir iş olmaktan çıkarmaktadır.

YAZARIN TOKAT'TA II. GAZİOSMANPAŞA SEMPOZYUMU HAKKINDA HABER

KAYNAK: 

II. Uluslararası Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa ve Dönemi Sempozyumu, s. 494. 


22 Şubat 2024 Perşembe

Şumnu'da Sabri Sadık Kitabevi

Üç katlı tuğla konut-ticaret binası üçgen arsa üzerine inşa edilmiş olup mülkiyeti yayıncı Sabri Sadık'a aittir. Zemin katta kırtasiye malzemeleri ile kitap satan bir kitabevi dükkanı vardır. Ön kapının üzerinde konsollarla desteklenen kemerli bir balkon yükseliyordu. Güneydoğu ve batıya doğru, pencerelerin alt ve üst kısımlarında geometrik bezemelerin yer aldığı dikdörtgen bir risalite geçmektedir. İkinci ve üçüncü katlar konuttur. Ev, üzerinde sahibinin baş harflerinin ve yapım yılının yazılı olduğu kemerli bir alınlıkla bitmektedir.        

1927 yılında Sabri Sadık Şumnu belediye başkan yardımcısıydı. Evindeki kitabevinin ve "Teraki" matbaasının sahibidir. Burada Türkçe ders kitapları ve 1940'lı yıllarda 5-6 yıl yayınlanan haftalık "Savaş" gazetesi basılmıştır. 

Nüvvab Öğretmeni ve Şumnu şehir tarihi araştırmacısı Mehmet Hasan'ın belirttiğine göre, Terakki Matbaası bu binada değil, Spas Popov Matbaası'nın bulunduğu binada idi. Kiracı olarak orada bulunuyordu fakat baskı makineleri kendine aitti. Hatta belgelerde makina adı olarak Franke Talе olarak kayıtlıdır.   

Siyasi değişiklikler nedeniyle aile ülkeyi terk etti. Bina bir müddet  "Jilfond" denilen Jilişten Fond (Konut Fonu) tarafından kullanılıyor. Bir ara kumaş mağazası olarak da kullanılmıştır.

Fotoğrafta Sabri Sadık, eşi Hatice, oğlu Bedri, kızı Meliha yer alıyor. Fotoğraf kız torunu İrem Erez tarafından paylaşılmıştır. 


Tabelada Bulgarca olarak Knijarnitsa Sabri Sadıkov yazıyor 
yani
Sabri Sadıkov Kitabevi 

Bugünkü hali




20 Şubat 2024 Salı

Darıdere (Zlatograd) Müslümanları: şehir tarihinden gizli kalmış sayfalar, Faik Gluhov, Smolyan 2024.


Darıdere (Zlatograd) Müslümanları:
şehir tarihinden gizli kalmış sayfalar,
Faik Gluhov,
Smolyan 2024
196 sayfa



İÇİNDEKİLER

GİRİŞ

Geçmişin önemi hakkında Kentin tarihinden bir parça...

BULGARİSTAN'DA MÜFTÜLÜK SİSTEMİ HAKKINDA

Baş Müftülük

Paşmaklı Müftülüğü

Darıdere Müftülüğü

DARIDERE MÜFTÜLERİ

Mehmed Avni

Kamil Efendi

Raif Hasan Alabaşov

Hasan Ahmedov Ehlenov

Darıdere müftülüğünde çalışanlar

Hizmetçiler

Darıdere imamları

Darıdere camileri

Pazar Camii

Malkoretska Camii

Tabakhane Camii

Golyama reka'daki cami

Darıdere'deki medreseler

Darıdere rüşdiyesinin tarihi

Darıdere'de Tekke ve Dervişler

Şeyh Ahmed Hasan Hocolov/Hocov

Darıdere dervişleri

Şeyh Tekkesi

Mezarlıklar

Hatıralar

SON SÖZ

FOTOĞRAFLAR


9 Ocak 2024 Salı

Osmanlı Taşrasında: 18. Yüzyılda Vidin ve Çevresinde Toplum ve Ekonomi

Osmanlı Taşrasında: 18. Yüzyılda Vidin ve Çevresinde Toplum ve Ekonomi

Kitabın yazarı Hristiyan Atanasov. Bu bir doktora kitabı. Sofya Üniversitesinde savunulmuş. Kitabın ilmî redaktörü Orlin Sabev hoca. Eserin başlığı: Osmanlı Taşrası: 18. Yüzyılda Vidin ve Çevresinde Toplum ve Ekonomi, Sofya 2008. 360 sayfa.
Boyut: 145x210 mm.








İstanbul Kapı'dan Vidin çıkışı

 

Vidin Kalesinin ana giriş kapısı - İstanbul kapısı. Su hendeği karşıda Toma Lozanov binası. 

2 Ocak 2024 Salı

Belitsalı Mehmedali Efendi

 Един от учените, спомогнали за съхранението на ислямската култура тук, е Мехмедали ефенди – беличкият ефенди.

Мехмедали Абдиев Спахийски е роден през 1885 г. от баща Абди Мустафов и майка Зелихе в село Белица (дн. град Белица, обл. Благоевград). Израства в бедно селско семейство. Първоначално учи в родното си село до 7-ми клас, след което продължава образованието си в медресето в с. Якоруда. Воден от желанието да придобие повече знания, по-късно той заминава за гр. Кавала, където в продължение на 15 години учи в тамошното медресе „Кавалалъ Мехмед Али Паша” и обогатява знанията си в областта на исляма.
След завършване на образованието си, се завръща в родния си край и работи като имам и учител, а по-късно и като районен мюфтия. Независимо от трудностите и тежките условия, той спомага за запазването на исляма в средния дял на Западните Родопи. И въпреки че през 1927 г. майка му, баща му и всичките му роднини се преселват в Република Турция, той отказва да замине и остава да ограмотява хората в региона. През 1946 г. написва книгата “Кензул-ирфан фи илмиш-шериатил-ислямияти ве бадил фунун” (“Съкровището на знанието в ислямското право и някои други точни науки”). През 1948-1950 г. пише книгата „Муршидул-муминин” (“Наставник на вярващите”), която може да се приеме за наръчник на мюсюлманите по онова време. В този голям труд от 802 страници, написан на перфектен османотурски език, Мехмедали ефенди дава цялостно тълкувание на ислямската религия, като обръща особено внимание на проблемите, засягащи човека в земния и в отвъдния му живот. Той отделя над 200 страници на акаида и ибадетите в исляма. Разглежда също и основни въпроси на ислямското право като брак, развод и фераиз (наследствено право).
Беличкият ефенди прави тълкувание (тефсир) на около тридесет айета и четиридесет хадиса, придържайки се към традицията за събиране и обяснение на четиридесет хадиса. Той обстойно разглежда и морално-етичните норми и ценности, присъщи на истинския мюсюлманин, както и правилното хранене и здравословния начин на живот. Книгата е довършена на двадесет и третия ден на 1354 г. по хиджра.
Мехмедали ефенди превежда множество книги от арабски на турски език, което се вижда от запазените преводи. Наред с това се нагърбва и с трудоемката задача да препише редица класически религиозни съчинения на османотурски език, които са били използвани от тогавашните религиозни водачи. Такива са: “Зубдетул ваизин”; “Шерхи Биргиви”; “Тефсири Ханефи”; “Тефсири Мевакиб"; “Тефсири Тибиян”; “Ибн Абидин”; “Шерх Шериатул Ислям”; “Тефсири Кебир”; “Енисул Абидин”; “Енисул Меджалис”; “Тембихул Гафилин”; “Бехчетул Енвар”, „Иказул муслимин” и др.
Придържайки се към Корана, Сюннета и в частност към хадиса: “Полезен е този, който опознае Свещения Коран и научи другите на него”, той продължава своята дейност като учител като обучава много ученици, които съхраняват и развиват исляма в този регион.
Сред подготвените от него ученици може да споменем имената на небезизвестните Ибрахим Матан, Мустафа Хасан Илански, Мехмед Муса Кълъч, Хасан Юсуф Илански, Реджеб Дзангов, Мехмедали Табаков и др.


2 Kasım 2023 Perşembe

Prof. Dr. Recep Mesut'un kitapları (Bulgaristan Hacıoğlu Pazarcıklı, Dobriç)




 

BİR JÖN TÜRK : TURAN BEY, RECEP MESUT (Prof. Dr.)

 BİR JÖN TÜRK : TURAN BEY

Şahsen Turan Bey'e erişemedim, fakat hakkındaki bilgileri kızı Saniye Annem'den defalarca dinledim. Küçüktüm, 10 yaşlarında, akıl edip de daha fazla sormamışım. Çünkü ortaokul yıllarımı Turan Bey'in malikanesinde geçirdim. Üvey babaannem olan Saniye Annemin anlattıkları:
1880'li yıllarda İstanbul Mühendishane-i Hümayun'daki öğrenciler arasında ihtilalci fikirler pek revaçta imiş. Müstebit Sultan II Abdülhamid'e karşı gizli toplantılar ve ateşli konuşmalar yapılıyormuş. Fakat Sultanın ünlü hafiyeleri de durmadan öğrencileri gözetliyor, yakaladıklarını hapse atıyorlarmış. Bu öğrenciler arasında Turan adında, acık sözlü, faal bir genç dikkat çekiyormuş. Bir gece, arkadaş toplantılarından çıkan Turan, peşinden iki kişinin takip ettiğini fark etmiş. Can havliyle, limandaki rıhtıma yığılmış sandıklar arasına koşmuş. Kendisini takip eden ajanlar da peşini bırakmamışlar. Turan, gençliğin verdiği enerji ile halatlara tutunmuş ve yanaşmış olan bir yük gemisinin güvertesine tırmanmış. Gece karanlığında, kimse fark etmeden, güvertedeki kayığın brandası altına girmiş. Takip eden hafiyelerin konuşmalarını duyuyormuş: Nereye kayboldu bu herif. Bulamamışlar ve uzaklaşmışlar. Sabahın erken saatinde gemi hareket etmiş ve Karadeniz'e açılmış. Brandanın altında titremekte olan Turan, gizlendiği yerden çıkmış ve teslim olmuş. Meğer bu bir Romanyalı yük gemisi imiş ve Köstence'ye gidiyormuş. Gemi kaptanı limanda indirmiş ve Romanya polisine teslim etmiş. Polis amiri de aynı limanda yazıhanesi ve depoları bulunan zengin tüccar Recep Ağa'ya teslim etmiş. O da, okumuş genci yazıhanede çalıştırmış, huyunu suyunu beğenmiş ve tek kız evladı Eda ile nikahlamış.
Onun ölümünden sonra, Turan Bey Hacıoğlu Pazarcık kasabasına yerleşmiş ve bir demir döküm atölyesi kurmuş, çevredeki Türk köylülerinin ihtiyaçlarını karşılamış. Zengin olmuş ve ailesine modern ve geniş bir ev yaptırmış. Bu evde oturmak da bana nasip oldu.
Ben Eda Anne'yi hayal meyal hatırlıyorum. Çok yaşlı ve yatalaktı, beni "babam adlı Recep gelmiş" diye severdi. Soğuk ve karlı bir kış günü, 1949'un Ocak ayında vefat etti. Karda bata çıka zor ulaştık cenazesine. Aynı yılın Eylül ayında ise sel felaketi Anneannemlerle oturduğumuz evleri yıktı. Okullar başlamıştı, ben 3-üncü sınıfa geçmiştim, kız kardeşim henüz okula gitmiyordu. Babam yakın bir köyde iş bulmuştu, annemi ve kardeşimi de götürdü. Dedem ve Saniye Annem beni bırakmadılar ve rüştiyeyi bitirene kadar (7-inci sınıf) beş yıl onlarda kaldım.
Turan Bey'in inşa ettirdiği Avrupai tarz malikanede hayatım değişti. Saniye Annem'den çok şey öğrendim, çünkü tam bir Jön Türk kızı idi. Osmanlıca okuma yazma biliyordu ve babasından kalma kütüphanesinde hem dini, hem de sivil içerikli eserler vardı. "Serveti Fünun" dergisinin neredeyse tüm sayıları eksiksiz duruyordu. Fransız ihtilalini anlatan kitaplar da vardı. Saniye Annem İkinci Meşrutiyete, İkinci Abdülhamid'in devrilmesine şahit olmuştu. Hürriyet Kahramanları Niyazi Bey,Talat ve Enver Paşaları anlatıyordu. Balkan Savaşını evlere kapanarak korkuyla izlemişlerdi (1913). Birinci Cihan Harbinde Dobruca'ya gönderilen Osmanlı askerlerini ve şehitlerini hatırlıyordu (1916). Romanya Krallığına ve Bulgaristan Çarlığına tebaa olmuştu. Sonunda komünist bir iktidarı da gördü.
Atatürk harf devrimini de biliyordu, fakat yeni Türk harflerini öğrenmemişti. Ben de kendisine yeni Türkçeyi öğretmeye kalkıştım. O yıllarda, Bulgaristan'da Türk azınlığa hitap eden "Halk Gençliği" gazetesi çıkmaya başlamıştı, ben de abone olmuştum. Postacı eve getiriyordu. 13 yaşında idim, cesaretle bu gazeteye "Büyük annemi nasıl okuduyorum" diye bir yazı gönderdim. Gazetede basılan ilk makalemdir. Yayınevi bana teşekkür etti. Zamanın ruhunu yansıttığı için ekte bu yazıyı veriyorum:
Tolbuhin türk mektebi talebesi Sofya, 9 II 1954
Recep Ahmedov yoldaşa,
Recep yoldaş
"Büyük annemi nasıl okuduyorum" yazınız gazetemizin 4-üncü sayısında basıldı. Senin yazını redaksiyamızda çalışan bütün yoldaşlar beğendiler. Onlar sana ilerde de hep böyle çalışmanı temenni ediyorlar. Senden biz artık mektepteki, piyoner evinizdeki çalışmalar hakkında yine böyle güzel bedii bir şekilde yazılmış mektuplar bekliyeceğiz.
Yoldaşça selamlar!"