Akdeniz’in Kükreyen Aslanı:
Şumnu'nun Sinesinde Yatan Büyük Amiral Cezayirli Gazi Hasan Paşa
Osmanlı tarihinin sayfalarını karıştırdığınızda, yanında evcil bir aslanla gezen, bakışlarıyla düşmana korku, dostuna güven veren bir devle karşılaşırsınız. Bu isim, sadece bir denizci değil, bir imparatorluğun çöküş dönemindeki son büyük kahramanlarından biri olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa’dır. Bugün onun hikâyesini sadece denizlerin dalgalarında değil, Şumnu’nun Koşuyolunda da aramalıyız.
Esaretten Sadrazamlığa Uzanan Bir Destan
Hasan Paşa’nın hayatı adeta bir macera romanı gibidir. Genç yaşta esir düşmüş, ardından Cezayir ocaklarında pişmiş ve Akdeniz’i bir Türk gölüne çeviren iradenin son temsilcilerinden biri olmuştur. 1770 yılında Rus donanmasının Çeşme’de Osmanlı filosunu yakmasıyla yaşanan felaket sırasında, gemisini batmaktan kurtaran ve Limni Adası’nı tek başına savunan bu yiğit, "Gazi" unvanını kanıyla hak etmiştir.
Devletin en zor zamanlarında Kaptan-ı Deryalık ve Sadrazamlık yapmış, Kırım’dan Mısır’a kadar her cephede koşuşturmuştur. Ancak onun hayatındaki en ilginç ve manevi yönlerden biri, bugün Bulgaristan sınırları içerisinde kalan Şumnu şehriyle olan kopmaz bağıdır.
Şumnu’daki Manevi Miras: Bektaşi Tekkesi
Gazi Hasan Paşa, askeri dehasının yanı sıra derin bir gönül adamıydı. Tasavvufa duyduğu yakınlık, onu Şumnu’da muazzam bir külliye inşa etmeye yöneltti. Paşa, burada bir Bektaşi Tekkesi yaptırarak bölgenin kültürel ve manevi dokusunu zenginleştirdi. Şumnu, o dönemde Osmanlı’nın Balkanlar’daki en stratejik askeri üslerinden biriydi ve Paşa, askerlerinin ruh disiplinini bu manevi duraklarla perçinlemek istiyordu.
1790 yılında İsmail Muharebesi hazırlıkları sırasında Şumnu’da vefat eden Gazi Hasan Paşa, vasiyeti üzerine kendi yaptırdığı bu tekkenin bahçesine defnedildi. Yani Akdeniz’in aslanı, son nefesini deniz kıyısında değil, Balkanlar’ın bu sadık şehrinde verdi. Yüzyıllar boyunca onun türbesi, bölgedeki Müslüman halk için bir ziyaretgah, bir metanet kaynağı oldu.
Kırciyev Dönemi: Bir Tarih Kıyımı
Ne yazık ki, tarih her zaman kahramanlara hak ettiği saygıyı gösteren kalemlerle yazılmıyor. 20. yüzyılın başlarında, Bulgaristan’ın siyasi dönüşüm süreçlerinde Şumnu’daki Osmanlı mirası büyük bir saldırıya uğradı. Şehirde Belediye Başkanı Kırdjiev (Kırciyev) döneminde, Türk-İslam izlerini silme gayesiyle korkunç bir yıkım kararı alındı.
Gazi Hasan Paşa’nın yaptırdığı o zarif Bektaşi Tekkesi ve içindeki türbesi, bu yıkımdan nasibini aldı. Bir imparatorluğun kaderini değiştiren amiralin ebedi istirahatgahı, yerel yönetimin kararıyla yerle bir edildi. Bugün o muhteşem yapıdan geriye fiziksel bir iz kalmamış olsa da, Paşa’nın hatırası Şumnu halkının hafızasında ve tarihin tozlu belgelerinde hala dipdiridir.
Neden Hatırlamalıyız?
Cezayirli Gazi Hasan Paşa’yı sadece bir "asker" olarak görmek eksik bir bakış açısıdır. O, modern deniz harp okulunun (Mühendishane-i Bahr-i Hümayun) kurucusu, disiplinin sembolü ve Balkanlar’ı ana yurdu belleyen bir devlet adamıdır. Şumnu’daki tekkesinin yıkılması, sadece bir binanın taşlarının sökülmesi değil; bir ortak kültürün, bir yaşama iradesinin hafızasından silinmeye çalışılmasıdır.
Bizlere düşen görev; bu büyük kahramanın sadece savaşlarını değil, Balkan topraklarına vurduğu o manevi mühürleri de bilmek ve nesillere aktarmaktır. Onun Şumnu’da kaybolan mezarı, aslında bizim tarih bilincimizde yeniden inşa edilmeyi beklemektedir.
Akdeniz’in dalgalarından Balkanlar’ın dağlarına kadar uzanan bu büyük hayat, bize şunu fısıldıyor: Eserler yıkılabilir, taşlar ufalanabilir; ancak millete hizmet edenlerin adı gönüllerde ebediyen yaşar.
Ruhu şad, makamı cennet olsun.
| Çeşme kalesi önünde Cezayirli Gazi Hasan Paşa Anıtı |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder