![]() |
| Fotoğraf: Eren Hasan, 2026 |
![]() |
| ŞEYH KUTUB MUHAMMED TÜRBESİ YIL: 1149 Hicri =1736/1737 Miladi ortadaki mezar |
![]() |
| Fotoğraf: Muharrem Aliosman, 2022 |
Osmanlı torunu Evlad-ı Fatihanlar... Geçmişi bilerek onu unutmadan, geleceğe kanat açanlar... Biz bize benzeriz ve özgün olma iddiasındayız. Kuruluş: Sofya 26 Mart 2008, Halen yayın: İstanbul
Vidin'de Murad Baba Türbesi
Murad Baba türbesi
hakkında, daha önce sözünü ettiğimiz Hacer Abla’nın anlattıklarından bazı
bilgiler öğreniyoruz. Ona göre:
Murad
Baba’nın mezarı türbesiz, açıkta imiş. Şehre bir Türk konsolosu gelmiş. O gece
konsolosun rüyasına Murad Baba girmiş ve şöyle demiş:
“Konsolos
Efendi, benım yerım Ak Cami’nin kapisındadır, beni Çingene, Bulgara çeynetma, bana
bir siper yap. Zere ustumden butun gün Çingene, Bulgar çeyney beni. Hepisıne
hatam dokunacağına bana bir siper yap. Konsolos – sürmedi bir hefte – islah bir
yer yapti ona. Demir kapi koydi, ustune bir kilit.
Hacer Abla’nın
Murad Baba’ya halkın ziyaretleri hakkında anlattıkları ise şöyle:
Kim
isterse, her ne muşkili var ise, gider Murad Baba’ya, namas kilar, Kuran okur,
kim adamiş ise, horos keser. Bir angi fakir geçerken verır horozi, yesın. Kolayi
olan bir angi çocugi ya bir angi kızi çok yatmiş hasta, kurtulsun deye, kurban
adar. Güturur kapisi yanına, çağırır bir kasap, keser kasap, soyarler, her
kimselere dağıdırler. Derisini ikarler, getırırler, tekkede brakırler. Her kim
giderse Murad Baba’ya, ustunde namaz kılarler.
Bir
kadın gider Murad Baba’ya, her kez dua eder başka şey için, kadın gider dua
ettsın dosti için. Kocasi ulsun da dostuna varsın deye. Kapanır Murad Baba’nın kapisi,
kadıni taştan taşa duger - Murad Baba düğer - , kadının saşlari taşlar arasında
kalır, bayilana kadar. Yetişır tekkenın adami, açar kapiyi, çikarır kadıni,
sorarler: “niçin boyle oldun sen? senın yureğın doğri del-imiş, daha bir kere
boyle yureklen boyle kapiya galma (gelme).” Tekkeş der kadına. Daha bir kere
boyle yureklen galma (gelme), zere uldurur seni.” Kadın çikıp gider evine.
İşitmişım
elli sene evelinde, belki elli seneden var daha ziyade, Vidin’de bir marebe
olmiş. Gitmiş işleri hep geri, artık asker bitene kadar; zabit bakar arkasına,
elli kişi asker kalmiş.
Giderler
Murad Baba’ya, rica ederler: “aman Murad Baba, bize imdat, zere bittık artık”
deye zabit yalvarır. Murad Baba’dan bir seda galır: “kırılsın, suti pak olan kalsın.”
Paşa yalvarır: “amaan Murad Baba, namusumuz yere vuruldi, bize imdada yetiş.” Gene
bir seda galır Murad Baba’dan: “Suti pak olan kalsın.” Daha iki asker vurulur, kırk
sekis tane kalır. çikar ordan Murad Baba, askerinnen, ellerinde bayraklarınnen,
alır ileri, o bir asker bakar karşidan, der ki: “Bunnarın hesabi yok, bunnar çok
kalabalık”, dunerler geri, Murat Baba ileri, onnar geri, kızıl almaya kadar
gider Murat Baba, orda asasıni diker. Orda barışık olur artık, almiş alacak
yerini.
Asker
giderken, ne ki kalmiş o elli asker, yırlarler (türkü söylerler):
Vidin
kalesının buyuk taşlari,
analer,
babaler düker yaşlari,
kavgaya
gidenner din kardaşlari.
aman
padişahım izin ver bize,
yandi
serhat Vidin, burudi duman.
Vidin
kalesının un kapisi var,
gayet
cepanesi, çok güllesi var,
Vidin
kalesinde sıra sugutler,
oturmiş
bin-başi, nefer ugütler,
kavgaya
gidenner babayiğitler.
Aman
padişahım, izin ver bize,
Yandi
serhat Vidin, burudi duman.
Ne vakıt Murad Baba’nın askeri çikay
imdada, o vakıt bu bir askerler yurekleniy, geri durgudiyler askeri – onnar istemey
dursun, hem bu turkiyi söylerler, hem ileri giderler. Kızıl almada teslimıni
aldıkten sora dunerler. Murad Baba’nın hüneri budur. (Nemeth, 1996: 263-264)
| Kırcaali, Eğridere ilçesi Amatlar ve Tosçalı arasında bulunan medresenin müderrislerinden Mustafa Yusuf Efendi'nin türbesi (v. 1846) |
Medrese, cami ve külliyesinin bir parçası olup L şeklinde, uzun tek katlı bir binadan ibarettir. Beşik çatısı sıradan taşlarla kaplıdır. Kuzeydoğu-güneybatı yönünde kuruludur. Batı tarafından ana giriş kapısından caminin avlusu ve medreseye giriliyor. Bina bugünkü çağdaş görünümüyle sekiz küçük yatak odasından oluşur. Ana giriş kapıdan girince sağda yatak odası ve medresenin efendisi denilen hocanın dershanesi bulunuyor. En büyük olan son oda dikkati çekiyor, ilk önce bunun en büyük dershane olduğunu sandım, fakat daha sonra bu odanın üç küçük yatak odaya bölündüğünü anladım. Onarım çalışmaları esnasında iç duvarlar yıkılmıştır ve 1990 yılında kısa bir süre Kuran Okuma Kursu düzenlemek için kullanılmıştır. Demek ki, binada toplam 10 odadan 9'uzuna talebeler yerleştirilmiştir. Hücre denilen bu odaların her birinde medresedeki talebelerin ısındığı ve yemeklerini hazırladıkları ocaklar bulunuyormuş. Kireçle iyi sıvanmış dış ve iç duvarlar çamur harç kullanılarak kesme taşlarla örülmüştür. Okulun talebelerine molla deniliyormuş. Onlar ebeveynlerinin ısrarıyla burada eğitim görmek için gönderiliyorlarmış. Eğitim zorunlu değilmiş ve talebeler istedikleri zaman medreseden ayrılabiliyorlarmış. Talebelerin büyük bir kısmı çocuk ve gençlermiş. Fakat burada genellikle 25-30 yaş arasında genç erkekler de eğitim görebiliyorlarmış. Eğitimin geçici süreliymiş ve 3-4 ay kadar sürüyormuş, Ramazan ayı geldiğinde talebelerin ders çalışmaları olmuyormuş. Öğretim her takvim yılı organize ediliyormuş. Talebeler Bulgaristan'ın çeşitli yerlerinden ve Trakya Bölgesinin bazı köylerindenmiş. Medresenin efendisi, medresenin bütün faaliyetinden sorumlu zatmış. Gorno Prahovo (Tosçallar) köyünün eski imamı Hasan Ahmet Hasan bu medresede eğitim görmüştür. Babasının ısrarı üzerine bu okulda tam yedi yıl okumuştur. İmamla yapılan görüşmede medresenin teşkilatlandırılması ve faaliyeti hakkında değerli veriler tespit edildi. Mesela, talebelerin ortalama sayısı yıllara göre farklılık gösteriyormuş ve eğitime maksimum katılım 50-60 kişiye ulaşıyormuş. Medresede eğitimin amacı Arapça yazma ve okuma ve Kur'an-ı Kerim'in (Mushaf) öğrenilmesiymiş. Bununla birlikte Arapça yazılı başka dini kitaplar da öğreniliyormuş. Efendinin, eğitim diplomasına sahip ciddi din eğitimi almış biri olması şartmış. Bununla birlikte dürüst olup, dindar olması ve yerli halk arasında büyük bir itibar sahibi ve sayılan biri olması gerekirmiş. Medresenin efendisi, Cemaat İslamiye adını taşıyan Cami Encümenliği tarafından göreve atanırmış. Medresede hocalık yapan dört hocadan üçünün isimleri biliniyor. Onlardan biri medreseyi kuran Tırna köyünden Mustafa Efendi. Diğerleri 1912 yılında vefat eden Hacı İsmail Efendi ve medresenin son efendisi olan 1936 yılında vefat eden onun küçük kardeşi Hafız Abdurrahman Efendi. İlginçtik ki, Hoca efendi en iyi talebeyi kendi yardımcısı yapıyormuş. Kuran-ı Kerim kitabını çok iyi öğrenen ve bütünüyle ezbere bilenlere hafız unvanı veriliyormuş. Medrese ve cami kendi zamanında bir manevi merkezi olduğu gibi, aynı zamanda ticaret merkeziymiş. Çevresinde dükkanlar, kasaphane ve kafeler bulunuyormuş. Cuma namazı sırasında ve Ramazan ile Kurban bayramlarında ülkenin çeşitli yerlerinde dağlı dost, yakınlar ve akrabalar burada görüşüyorlarmış. Yerel nahiye binası burada bulunuyormuş, fakat 1912 yılında Balkan Harbi'nden sonra Dolno Prahovo köyü nahiye merkezine dönüştürülmüş.
Medresesinin faaliyeti gönüllülük esasına dayalı yapılıyormuş. Gerekli mali ve maddi kaynaklar, ı talebelerin ebeveynleri ve etraf köyler ve mahallelerden zengin ve söz sahibi kişiler tarafından sağlanırmış. Ramazan ve Kurban Bayramı sırasında fakir, zengin, herkesin imkanları dahilinde büyük bağışlar yapılıyormuş.
Medresenin İslami eğitim kurumu olarak çok büyük önemi var. Bu medrese her yıl bölgeden ve yurt içinden çocuk ve gençlerin eğitim görmesine imkan sunan civardaki tek kurummuş. Kuran'dan başka, talebeler önce temel bir ders olarak okuma yazmayı ve basit aritmetik işlemleri yapmayı öğreniyorlarmış. Bu bölgenin 19'uncu ve 20.yüzyılın ilk yarısında sosyal, ekonomik ve kültürel gelişimi düzeyi dikkate alınarak olurmuş.
Hakkıyla medresenin bölgede eğitim ve kültürün gelişmesinde olumlu rol oynadığını söyleyebiliriz. Talebeleri hoca veya köy camilerinde imam olmak için gerekli bilgilere sahip oluyorlarmış. Okuma yazmayı ve basit aritmetik işlemler ve bilgileri elde etmeleri onların gelecekte tüccar ve zanaatçı olarak işlerini daha kolay yapmaları için yardımcı oluyormuş. Medresenin faaliyetine resmi olarak 1935 yılında son verilmiştir ve bir yıl son olarak hocalık yapan Hafız Abdurrahman Efendi vefat etmiştir.
Medreseden 100 metre kuzeyde dikdörtgen şeklinde kırma çatı ile örtülü bir odalı yapı bulunuyor. Bu yapı medresenin ilk hocası olarak bilinen Mustafa Efendi'nin türbesidir. Türbenin sağ tarafından yakın yakına iki mezar bulunuyor. Bu mezarların medresenin efendilerine ait oldukları sanılıyor. Türbeye kuzeydoğu taraftan ahşap bir kapıdan giriliyor. Binanın iç kısmında ortada Mustafa Yusuf Efendi'nin mezarı bulunuyor. Batıda iç duvara Türkçe yazılı özel bir tabela asılmıştır.
Tabelada şu yazıyor: "Muhterem cemaat, bu türbenin tamirine sebep olan hayırsever Müslüman kardeşimiz Murad Bekiroğlu, elini bu türbeden çekmeyip bütün bu duruma getiren şahıs kendisidir. Allah'tan uzun ömürler, sağlıklı günler dileriz, ne amacı varsa ersin. Türbenin içinde yatan merhum Mustafa Yusuf Efendi hicri 1262, miladi 1846 yılında vefat etmiştir. Allah'tan rahmet dileriz".
En sonunda cami, medrese ve türbeyi ziyaret etmek isteyen her meraklı yolcu veya turiste bu yerin kuzeydoğusunda 300-400 metre uzakta bulunan tepeye çıkıp muhteşem ve unutulmaz manzarayı izlemelerini dilerim. Bu manzara yeşile bürünmüş görüntüsü, güzel ve narin bahar çiçeklerinin harika kokusu ile güzel, açık ve güneşli havada daha da güzel oluyor.
YAZININ KAYNAĞI: KIRCAALİ HABER GAZETESİ