17 Ağustos 2026 Pazartesi

HÜNKARİYE CAMİSİNİN İHYASI

 

Tuna Boyunda
HÜNKARİYE CAMİSİNİN İHYASI

Basri Zilabid Çalışkan

Tuna’nın suyu serindir, lakin o yıllarda bulanık akardı. Rumeli serhaddinde rüzgâr sert eser, insanı diri tutardı ama kederi de çabuk getirirdi. Sene miladî 1689’un Ekim ayıydı… İkinci Viyana bozgunun ardından bağrı yanık kalmış koca imparatorluk geri çekilirken, Avusturya’nın “Türk Louis” lakaplı Baden Markgrafı Ludwig’in askerleri Vidin Kalesi’nin kapılarına dayandı. Koca kale düştü, gureba mahzun kaldı. Şehrin tam kalbinde, Kanunî’den yadigâr Hünkâriye Camisi dururdu. Minaresine kıydılar, çatısını tuttular yıktılar, odalarını garip bıraktılar. Bir mabedin mahzun kalması, bir insanın yetim kalması gibidir Rumeli’de.

Lakin devlette devamlılık, insanda ümit esastır. Kasım ayında Sadrazamlık mührü Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’ya verilince işin rengi değişti. Asker derlendi, nizam kuruldu, Kırım Hanı Selim Giray atlılarıyla imdada yetişti. 1690’ın sıcak bir Ağustos gününde, Tuna üzerindeki şaykaların ve karadaki yiğitlerin tekbiriyle Vidin yeniden bizim oldu. Kaleye sancak çekildi ama heyhat! Şehir harap, Hünkâriye Camisinin boynu bükük.

İşte burada hikâyemize Gedikli Çavuş Mahmut Ağa girer. Omuzlarında koca bir yük, elinde mimar arşını… Yıkıntıların arasında dolanır; ne kadar taş gitmiş, kaç kereste lazım, kirecin okkası kaça gelir hesap eder. Hünkariye Camisinin odalarına 100 bin 980 akçe lazımdır; kalenin tamiri içinse 695 bin akçe. Mahmut Ağa toplam 795 bin 980 akçelik pusulayı bağlayıp Dersaadet’e, Sultan II. Süleyman Han’a gönderir.

Devlet-i Aliyye cömerttir lakin hazine darda… Yine de ibadetgah ve serhad kalesi beklemez. Safer ayında 60 bin akçe çıkış yapar payitahttan. Peşinden Rebiyülevvel’de önce 200 bin, sonra 36 bin, Cemaziyelevvel’in dokuzunda bir 200 bin daha… Vidin Kadısı Mevlâna İsmail Efendi, rahlesinin başına geçer, kamış kalemini hokka cızırdatarak her akçeyi ak kâğıda nakşeder. Dört taksitte 446 bin akçe ulaşır. Kalanı Hazine’den yine istenir ama Mahmut Ağa “Bismillah” deyip işe koyulur.

Derken Vidin, bereketiyle Rumeli’nin dört bir yanından gelen helal rızık arayan insanlarla dolar taşar. Bir şantiye değil, adeta bir gönül pazarı kurulur: Niğbolu’dan 17 dülger gelir, Plevne’den 27, Rusçuk’tan 42 usta… Lofça’dan 10 neccar, Rusçuk Gönüllüleri'nden 30 yiğit ve Dergâh-ı Âlî’nin 8 yeniçerisi… Keser sesleri, testerenin ahşaptaki musikisi Vidin semalarında yankılanır. Hünkâriye’nin çatısını yeniden çatar, odalarının tavanını incelikle işlerler.

Surların dibinde ise başka bir gayret… Niğbolu’dan gelen 165 ırgat, Eflâk’tan akın eden 100’ü aşkın insanoğlu ter döker. Eflâk’ın 85 ırgatı beline kadar hendek çamuruna batar da o harabe hendekleri temizler. Timok dağlarından gelen 20 ağaç kesici dev meşelere balta vurur; Çingene obalarından 15 kömürcü 5 ocakta geceyi aydınlatacak kömürü yakar. 33 kireççi harcı kararken, Eflâk’tan Tuna’nın azgın suyuna kayık süren 10 gemici kireç taşır. Niğbolu ve Eflâk’tan gelen 110 öküz arabasının gıcırtısı, Rumeli’nin kaderine yazılmış bir türkü gibi sokakları inletir. Niğbolu’nun 20 mutemedi ise kimsenin hakkı kimsede kalmasın diye akçeyi usta usta dağıtır.

Günler günleri kovalar, emek zayi olmaz. Takvimler 4 Nisan 1691’i gösterdiğinde son çivi çakılır, son taş yerine oturtulur. Bütün bu zahmet ve dökülen ter için toplam 789 bin 360 akçe harcanmıştır.

Cuma ezanı okunduğunda, Hünkâriye Camisi’nin yenilenen ahşap kokulu kapıları açılır. Pencerelerinden giren Rumeli güneşi, halıların üzerine süzülür. Sultan Süleyman Han’ın ruhu şad, Sadrazam Fazıl Mustafa Paşa’nın yüzü ak, Gedikli Çavuş Mahmut Ağa’nın içi rahattır. Hünkâriye Camisi, Tuna’nın kenarında gurbeti de vatanı da bilen O koca nehri selamlamaya devam eder.

 


Hiç yorum yok: