8 Nisan 2026 Çarşamba

BULGARİSTAN VİDİN İL DEVLET ARŞİVİ VİDİN MÜFTÜLÜĞÜ VE VAKIF İDARESİ FONU BELGE DÖKÜMÜ

 

BULGARİSTAN VİDİN İL DEVLET ARŞİVİ

VİDİN MÜFTÜLÜĞÜ VE VAKIF İDARESİ FONU BELGE DÖKÜMÜ

 

Çeviren:

Basri Zilabid Çalışkan

 

Bu çalışma, Bulgaristan Vidin İl Devlet Arşivi (Държавен архив – Видин) bünyesinde muhafaza edilen 25K numaralı Vidin Müftülüğü Fonu’na (1985-1944) ait envanter listesinin Türkçeye kazandırılmasını ve teknik analizini konu edinmektedir. İlgili fon; Vidin ve çevresindeki Müslüman toplumun idari, hukuki, eğitim ve sosyo-kültürel mirasını yansıtan 145 ayrı arşiv biriminden (AB) oluşmakta ve toplamda 5.578 varaklık bir belge birikimini ihtiva etmektedir.

Her ne kadar resmi fon başlığında 1895–1944 tarihleri zikredilse de içerisindeki belgeler 1817 yılından 1947 yılına kadar uzanan geniş bir kronolojik yelpazeye yayılmaktadır. Bu durum, bölgedeki Türk-İslam kurumlarının Osmanlı sonrası dönemdeki dönüşümünü ve kurumsal sürekliliğini temsil etmesi bakımından birincil derecede öneme sahiptir.

Listenin hazırlanma sürecindeki metodolojik farklılıklar ve kataloglama işlemlerinin farklı dönemlerde değişik arşiv görevlileri tarafından yürütülmüş olması, belgelere dair tanımlamalarda bazı teknik tutarsızlıkları da beraberinde getirmiştir. Arşiv kayıtlarında gözlemlenen bu durum; bazı belgelerin "asıl " statüsünün belirtilmemesi veya dil tanımlamalarındaki teknik hatalar üzerinden kendisini göstermektedir. Örneğin, orijinal katalogda "Arapça" olarak nitelendirilen bazı kayıtların, Osmanlı Türkçesi olduğu kaçınılmazdır. Katalogda aksi belirtilmedikçe, Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış olan tüm belgeler el yazmasıdır. Osmanlı Türkçesi – Osm.; Arşiv Birimi – AB; Sınıflandırma Şeması İndeksi – SŞİ olarak kısaltılmıştır.  

NOT: MAKALENİN PDF SİNE ŞURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ:

 https://marmaraedu.academia.edu/BasriZilabid








Vidinli Şeyh Âmâ Bâlî Efendi

 Vidinli Şeyh Âmâ Bâlî Efendi

​Rumeli’de, Tuna Nehri kıyısında bulunan Vidin kasabasında yaşamış ve ömrünün sonuna kadar orada kalmıştır. Belgradlı Münîrî Efendi’nin naklettiğine göre aslen Haleplidir. Gençliğinde pek çok şeyhin ve dervişin sohbetine katılmış, ancak aradığı manevi huzuru bir türlü bulamamıştır. Nihayetinde Sofyalı Bâlî Efendi hazretlerine bağlanmış; onun terbiyesiyle manevi eğitimini tamamlayarak halifesi olmuştur.
​Hocasından icazet aldıktan sonra Vidin’e yerleşmiş ve burada tarikatını yaymaya başlamıştır. Sevenleri ve müritleri kısa sürede çoğalmış, bölge halkı ona büyük bir inançla bağlanmıştır. Onun sayesinde pek çok kişi kötü alışkanlıklarını bırakmış, dualarının kabul olduğu ve nefesinin etkili olduğu her yerde duyulmuştur. Takva, ibadet ve nefis terbiyesinde zamanının tek örneği olarak kabul edilmiştir.
​Şöhreti o kadar yayılmıştır ki gayrimüslimler bile ona saygı duymaya başlamıştır. Hatta Eflak Voyvodası, devlet işlerindeki zorluklar için ondan yardım istemiş, değerli hediyeler göndererek bağlılığını bildirmiştir. Şeyh Efendi de voyvodaya, ölene kadar makamını kaybetmeyeceğine dair müjde vermiş ve olaylar aynen Şeyh'in dediği gibi gerçekleşmiştir.
​Bir gün güzel bir kadın, takılarıyla süslenip Şeyh'in yanına gelir ve elini öper. O gece Şeyh'e manevi bir uyarı gelir; zihnine o beyaz bileğin görüntüsü düşer. Ertesi sabah uyandığında gözlerine bir perde inmiş, dünya gözü kapanmıştır. Bundan böyle şeyhe dünya kapısı kapanmış ama Allah'a açılan başka bir kapı açılmıştır. Ömrünün sonuna kadar bu şekilde âmâ (kör) kalmıştır.
​Hicri 972 (Miladi 1564-65) yılında, bu imtihan dünyasından ebediyet sarayına göç etmiştir.

5 Ocak 2026 Pazartesi

Vera Mutafçieva’nın Romanlarında Türk Kökenli Kelimeler

 Vera Mutafçieva’nın Romanlarında Türk Kökenli Kelimeler

(Dil, Hafıza ve Tarihsel Gerçeklik Üzerine Analitik Bir İnceleme)


GİRİŞ

Bulgar edebiyatında Osmanlı dönemi genellikle siyasal baskı, kültürel kopuş ve ulusal travma kavramları etrafında ele alınmıştır. Bu anlatı geleneği içinde dil çoğu zaman ikincil bir unsur olarak kalmış, Osmanlı dönemine ait kelime hazinesi ya bilinçli biçimde ayıklanmış ya da nötrleştirilmiştir. Vera Mutafçieva’nın tarihsel romanları ise bu eğilimin istisnai bir örneğini teşkil eder. Mutafçieva, Osmanlı dönemini anlatırken Türk kökenli kelimeleri yalnızca tarihsel dekor unsuru olarak değil, toplumsal hafızayı ve gündelik hayatı taşıyan asli anlatı araçları olarak kullanır.


Bu çalışma, Letopis na smutnoto vreme (Puslu Zamanlar Kroniği) başta olmak üzere Mutafçieva’nın romanlarında yer alan Türk kökenli kelimeleri dilsel, toplumsal ve tarihsel bağlamlarıyla ele almayı amaçlamaktadır.

DİLİN TARİHSEL TANIKLIĞI OLARAK TÜRKÇE UNSURLAR

Puslu Zamanlar Kroniği romanında cami, çarşı, kahvehane, paşa, kadı, yeniçeri, sipahi, ferman gibi Türk kökenli kelimeler, Bulgarcaya geçmiş basit alıntılar olmanın ötesinde, Osmanlı idari ve toplumsal düzeninin gündelik dildeki izlerini temsil eder. Yazar bu kelimeleri Bulgarca karşılıklarıyla ikame etmeyi tercih etmez; aksine Türkçe biçimleriyle koruyarak Osmanlı varlığının Balkanlar’da yalnızca siyasal bir egemenlik değil, dilsel ve kültürel bir gerçeklik olduğunu ima eder.

TOPLUMSAL HAYATIN DİLİ: ÇARŞI, ESNAF VE GÜNDELİK YAŞAM

Roman boyunca bakırcı, terzi, kalfa, çırak, kasap, bostancı, esnaf gibi kelimeler Osmanlı şehir hayatının ekonomik ve sosyal örgütlenmesini görünür kılar. Bu kelime alanı, Osmanlı’yı yalnızca askerî ve yönetsel bir yapı olarak değil; çalışan, üreten ve geçinen bir toplum düzeni olarak sunar. Tarih, saraydan çok çarşıda ve gündelik ilişkiler içinde şekillenir.

İKTİDAR, OTORİTE VE DİL

Paşa, padişah, vezir, subaşı, serasker gibi kelimeler Osmanlı iktidar yapısını temsil ederken; angarya, hapis, cellat, zulüm, viranlık gibi kelimeler iktidarın baskı üretebilen yönlerini ortaya koyar. Ancak bu kelimelerin sınırlı ve bağlama bağlı kullanımı, baskının sürekli değil, tarihsel koşullara bağlı bir olgu olarak sunulduğunu göstermektedir.

İNANÇ, TASAVVUF VE SEMBOLİK DİL

Derviş, molla, imam, hacı, Ramazan, şadırvan gibi kelimeler Osmanlı toplumunun dinî ve tasavvufî boyutunu yansıtır. Bu kelimeler aracılığıyla İslam, yalnızca resmî bir kurum değil; gündelik hayatın ve halk inancının ayrılmaz bir parçası olarak temsil edilir.

SONUÇ: DİL ÜZERİNDEN OSMANLI ALGISI

Puslu Zamanlar Kroniği’nde satır satır okuma yöntemiyle tespit edilen Türk kökenli kelimeler, Osmanlı varlığının Bulgar edebiyatında nasıl kurgulandığını göstermektedir. Bu söz varlığı, Osmanlı’nın yalnızca askerî ve idarî bir güç değil, gündelik hayatın ve toplumsal ilişkilerin ayrılmaz bir parçası olarak sunulduğunu ortaya koymaktadır.

Mutafçieva’nın roman dili, Osmanlı mirasını ne romantize eder ne de bütünüyle mahkûm eder. Dil üzerinden kurulan bu anlatı, Balkan tarihinin daha analitik, çok katmanlı ve soğukkanlı biçimde okunabileceğini göstermektedir.



ÖTESİ DÜŞ DEĞİL, RECEP KÜPÇÜ

 

ÖTESİ DÜŞ DEĞİL 
RECEP KÜPÇÜ
SOFYA 1967