7 Temmuz 2010 Çarşamba

BULGARİSTAN’DA DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNE VURULAN DARBE

TÜRK DÜNYASI İNSAN HAKLARI DERNEĞİ

BASIN BİLDİRİSİ 06.07.2010

Toplum içinde insanların huzur içinde insanca yaşayabilmesi için, hangi dine ve inanca sahip olurlarsa olsunlar, inandıklarının gereklerini yerine getirme özgürlüğüne sahip olmaları gerekir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 18. maddesinde yer alan, “Her şahsın düşünce, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır. Bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyetini, dinini veya kanaatini tek başına ve topluca, açık veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle açıklama hürriyetini gerektirir.” ifadesi bu hakkın garanti altına alınmasına yöneliktir.

Oysa Bulgaristan’ın otoriter yaklaşımı; “ancak bizim atadığımız insanlar size inancınızın gereğini yapmanızı sağlar” anlayışından başka bir şey değildir. Oysa dini özgürlüğün devlet otoritesi tarafından karşılanması gereken tarafı, insanların günlük yaşamlarında, dinlerinin gereğine uygun olarak, diledikleri kişi veya kişileri tanıma / yetkilendirme hakkını kullanma, devletinde bunun gerektirdiği şartları sağlama yükümlüğü, şeklinde tanımlanmaktadır.

Yani her birey ibadetlerini serbestçe yapabilmeli, Devlet, bireyleri dinsel inançlarından dolayı baskılamamalı / yönlendirmemeli ve onlar adına tercihler yapmamalıdır. Tam tersi, vatandaşını her türlü baskılara karşı korumalıdır.

Bulgaristan devlet yöneticileri, Avrupa Birliği üyesi bir ülke olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini hiçe sayan, hukuki olmayan, tamamen siyasi nitelikteki bir kararla, Müslümanların dini işlerine müdahale ederek, bütün teamülleri hiçe sayarak, Bulgaristan Baş Müftülüğüne 1,5 milyon Müslüman'ın oylarıyla seçilmiş olan Mustafa Aliş Haci’nin Baş müftülük yetkisini, Bulgaristan Yüksek Temyiz Mahkemesinin, Jivkov dönemini aratan bir kararına dayanarak adaletsiz bir şekilde iptal etmiştir. Bu insanlık adına kabul edilemez.

Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesi ile koruma altına alınmıştır. Bu özgürlüklerin nasıl sınırlandırılabileceği de bu maddenin 2. fıkrasında tanımlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin temel bakış açısı ise “din özgürlüğü mutlaktır, sınırlandırılamaz” şeklinde ifade edilebilir.

Bulgaristan Müslümanlarına ait olan ve seçimle getirdikleri Bulgaristan Müftülüğü’nün, Bulgaristan devleti tarafından gasp edilmesi, Müslümanların din ve vicdan özgürlüğünün gaspıdır. Bu davranış hem devletin Müslümanları her türlü baskıya karşı koruma anlayışına ters, hem de Bulgaristan Müslümanlarını rencide edici niteliktedir.

Bulgaristan devleti tarafından yapılan Müftü ataması, Bulgaristan Müslümanlarının karşı baskıcı, yok sayma anlayışının açık bir göstergesidir. Müslümanların dini yaşamını sürdürdükleri cami encümenlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar, Baş müftülüğün internet sitesinin kapatılması, Avrupa Birliğinin temel değerleri ile ters düşen uygulamalardır.
Müslümanlarının özgür iradesine saygı gösterilmeyen bu anlayış, özgür Avrupa’nın bir parçası olarak kabul edilen Bulgaristan’ın, din ve vicdan özgürlüğünü yok sayan bir uygulamasıdır.

Politik amaçlar için din ve vicdan özgürlüğünü hiçe sayan, barışı dinamitleyen bu anlayışı kabul edilemez bulduğumuzu, Bulgaristan’ı Todor Jivkov'un komünist rejiminden daha geriye götürdüğünü, başta Avrupa Birliği üyesi olan ülkelerin kamuoyları olmak üzere bütün dünyaya duyururuz.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Bulgaristan'ı, ülkedeki Türk azınlığın, insan hakları ve özgürlüklerine yeteri kadar saygı göstermediği gerekçesiyle eleştirmiştir. Bulgaristan Devleti bu eleştirileri ortadan kaldıracak süreçler başlatmak yerine, Ulusal Güvenlik Ajansı aracılığı ile, kesintisiz bir biçimde Müslümanlara karşı baskı ve tehditlerine devam etmekte, insanların dini önderlerini seçme özgürlüğünü kısıtlamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini temel alan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'nin kararlarını hiçe sayan din ve vicdan özgürlüğüne aykırı uygulamalar yapan Bulgaristan’da, Avrupa Birliğinin temel kabullerini oluşturan insan hakları ve özgürlüklere dayalı bir yönetim anlayışının “Müslümanlar” için de işletilmesini istiyoruz.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına aykırı olan bu uygulamaya bütün insanlığın tepki vermesini bekliyoruz. Aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bulunan “İnsan Hakları İnceleme Komisyonu”nun bu hukuksuz olaya seyirci kalmamasını, yaşananları yerinde incelemek üzere, sivil toplum kuruluşlarının da içinde bulunduğu bir heyet oluşturarak harekete geçmesini talep ediyoruz.

Abdullah Buksur
Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Gn. Bşk.
İHAF General Secretary
Human Rights Activist

Hiç yorum yok: